YAŞEM- DÜNYA YAŞLILAR VE EMEKLİLER DERNEĞİ Başkan Yardımcısı Ali Ümit KAVGACI ile Türkiye’de Emeklilik ve Yaşlılık Üzerine Söyleşi…
Ali Ümit KAVGACI: “Emeklilik meselesini seçim dönemlerinde hatırlanan bir oy grubu meselesi olmaktan çıkarmamız gerekiyor. Bugünün çalışanı yarının emeklisidir. Bugünün genci de yarının yaşlısıdır. Dolayısıyla yaşlılara nasıl davrandığımız aslında gelecekte nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizin cevabıdır.Emeklilik bir bütçe kalemi değil, büyük bir sosyal politika alanıdır. Bugün emeklinin sorunu yalnızca düşük aylık değildir. Barınma sorunudur, sağlık sorunudur, yalnızlık sorunudur, sosyal hayattan çekilme sorunudur, kültürel faaliyetlere erişememe sorunudur. Ve bütün bunların üzerinde bir de değer görme sorunu vardır.Bugün tartıştığımız emekli sorunları aslında geleceğin çok daha büyük sosyal politika sorununun başlangıcıdır. Kentlerimizi, sağlık sistemimizi, konut politikamızı, ulaşımı ve sosyal güvenlik sistemimizi yaşlanan topluma hazırlamak zorundayız.”

Türkiye hızla yaşlanırken emeklilerin ekonomik sorunları da giderek ağırlaşıyor. En düşük emekli aylığının geçim maliyetlerinin oldukça altında kalması, memur emeklilerinin seyyanen zam talepleri, Anayasa Mahkemesi önünde gerçekleştirilen eylemler ve son dönemde yaşanan dramatik olaylar emekliliği yeniden ülke gündeminin merkezine taşıdı. Ancak mesele yalnızca maaştan ibaret değil. Sağlık hizmetlerine erişimden barınmaya, sosyal hayata katılımdan yalnızlığa, kültürel etkinliklerden yaş ayrımcılığına kadar geniş bir alan yaşlı ve emekli yurttaşların yaşam kalitesini belirliyor.
YAŞEM – DÜNYA YAŞLILAR VE EMEKLİLER DERNEĞİ Başkan Yardımcısı Ali Ümit KAVGACI ile Türkiye’de emekliliğin geldiği noktayı, sosyal devlet anlayışını ve yaşlı yurttaşların nasıl bir yaşamı hak ettiğini konuştuk.
Soru: Son günlerde emeklilerin sorunları yeniden Türkiye’nin gündeminde. Siz bugünkü tabloyu nasıl görüyorsunuz?
Ali Ümit Kavgacı: Öncelikle emeklilik meselesini yalnızca “maaş ne kadar arttı?” sorusuna indirgemememiz gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de yaklaşık 17 milyon emekli, dul ve yetime gelir veya aylık ödeniyor. 65 yaş üzerindeki nüfusumuz ise 9,5 milyonu aşmış durumda. Türkiye artık demografik olarak hızla yaşlanan bir ülke. Dolayısıyla emeklilik bir bütçe kalemi değil, büyük bir sosyal politika alanıdır. Bugün emeklinin sorunu yalnızca düşük aylık değildir. Barınma sorunudur, sağlık sorunudur, yalnızlık sorunudur, sosyal hayattan çekilme sorunudur, kültürel faaliyetlere erişememe sorunudur. Ve bütün bunların üzerinde bir de değer görme sorunu vardır.
İnsan otuz-kırk yıl çalıştıktan sonra toplumun kendisine “Artık üretken değilsin, kenara çekil” dediğini hissediyorsa orada sosyal devlet anlayışı eksik kalmış demektir.
Soru: Ekonomik tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ali Ümit Kavgacı: Bugün en düşük emekli aylığı 23.552 TL. Bu düzenlemenin yaklaşık beş milyon kişiyi ilgilendirdiği açıklandı. Aynı dönemde TÜRK-İŞ’in Ağustos 2026 araştırmasında Ankara’da dört kişilik bir hanenin yalnızca sağlıklı beslenmesi için gerekli tutar 37.388 TL, yoksulluk sınırı 121.786 TL, yalnız yaşayan bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 48.305 TL olarak hesaplanıyor. Bu ölçümleri birebir emekli bütçesi olarak okumak elbette doğru değildir. Ama bize çok açık bir şey söylüyor: Emekli aylığı giderek insanca yaşamı finanse eden bir gelir olmaktan uzaklaşıyor.
Bir insanın maaşı yalnızca karnını doyurmaya yetiyorsa orada sosyal refahtan söz edemeyiz. İnsanın tiyatroya gitmesi, arkadaşlarıyla bir lokantada yemek yiyebilmesi, torununa küçük bir hediye alabilmesi, yılda birkaç gün tatile çıkabilmesi, kitap alabilmesi de yaşam hakkının parçasıdır. Yaşlılığı hayatta kalma problemi haline getirmemeliyiz.
Soru: Memur emeklilerinin seyyanen zam talebine nasıl bakıyorsunuz?
Ali Ümit Kavgacı: Burada emekliler açısından esas mesele yalnız para değildir; eşitlik duygusudur.
2023 yılında çalışan kamu görevlilerine verilen ilave ödemenin emeklilik sistemine aynı biçimde yansımaması çalışan memurla emekli memur arasındaki gelir makasını büyüttü. Bu nedenle emeklilerin talebini yalnızca “bize de para verin” şeklinde okumak eksik olur. Emekli memurların söylediği şey şudur: “Biz bu devlet için yıllarca çalıştık. Çalışırken sahip olduğumuz statünün ve emeğimizin emeklilikte bu kadar hızlı değersizleşmesini kabul etmiyoruz.” Anayasa Mahkemesi önündeki eylemlerin arkasında da bu adalet duygusu vardır.
Soru: AYM önündeki eylem sırasında emekli polis Ali Şekeroğlu’nun yaşamını kaybetmesi kamuoyunda büyük üzüntü yarattı. Siz bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ali Ümit Kavgacı: Bir insanın yaşamına son vermesinin nedenlerini tek bir ekonomik veya siyasi nedene bağlamak doğru değildir. İnsan psikolojisi çok daha karmaşıktır. Fakat olayın gerçekleştiği toplumsal bağlamı da yok sayamayız. Ali Şekeroğlu, emeklilerin seyyanen zam ve insanca yaşam taleplerinin dile getirildiği bir eylem sırasında yaşamını kaybetti. Bence bu olaydan çıkarılması gereken en önemli ders şudur: İnsanların yalnız gelirlerini değil, umutlarını da korumamız gerekiyor. Sosyal devletin görevlerinden biri de yurttaşına “yalnız değilsin” duygusunu verebilmektir.
Soru: Son günlerde milyarlarca liralık fon işlemleriyle ilgili iddialar da gündemde. Emeklilerin geçim sıkıntısı yaşadığı bir ortamda bu haberlerin toplumsal etkisi sizce nedir?
Ali Ümit Kavgacı: Burada devam eden soruşturma nedeniyle kimseyi peşinen suçlu ilan edemeyiz.
Ancak kamuoyuna yansıyan iddiaların büyüklüğü son derece dikkat çekicidir. Muhalefetin açıkladığı verilere göre Fatma Betül Sayan Kaya ile eşinin yaklaşık 163 milyon TL yatırımla başlayan işlemler sonucunda yaklaşık 2,17 milyar TL çektiği ileri sürüldü. Kaya daha sonra partisindeki görevlerinden ayrıldı ve istifası kabul edildi. İddialar adli ve idari süreçlerin konusudur. Burada emekli açısından ortaya çıkan psikolojik mesele şudur: Bir tarafta insanlar birkaç bin liralık gelir artışını beklerken, diğer tarafta kamuoyunda milyarlarca liralık kazanç iddiaları konuşuluyor. Toplumsal huzurun temel şartlarından biri yalnız refah değildir. Adalet duygusudur. Yurttaş, devletin kurallarının güçlü için başka, güçsüz için başka uygulandığına inanmaya başlarsa bunun yarattığı zarar ekonomik kayıptan daha büyük olabilir.
Soru: Peki sosyal devlet dediğimiz şey emekliye yalnızca maaş ödemek midir?
Ali Ümit Kavgacı: Kesinlikle değildir. Sosyal devlet vatandaşına yalnız para veren devlet değildir. Sağlık hizmetine erişimini sağlar. Barınmasını güvence altına almaya çalışır. Yalnızlaşmasını önleyecek sosyal ortamlar oluşturur.
Kültürel yaşama katılımını destekler. Toplu taşımadan sanata, spordan eğitime kadar hayatın içinde kalabilmesini sağlar. Yaşlı insanı toplumun kenarına değil, merkezine yerleştirir.
Biz YAŞEM olarak yaşlılığı bir “hayattan çekilme dönemi” olarak değil, insanın bilgi ve deneyimini topluma aktarmaya devam ettiği yeni bir yaşam evresi olarak görmeliyiz.
Soru: Yaşlılıkta sağlık meselesinde sizce en büyük eksiklik nedir?
Ali Ümit Kavgacı: Sağlık politikasında yaşlı bireye yalnız “hastalığı olan kişi” olarak bakılması önemli bir sorun.
Yaşlı sağlığı koruyucu hekimlikten fiziksel aktiviteye, ruh sağlığından beslenmeye, evde bakımdan geriatri hizmetlerine kadar bütüncül ele alınmalıdır. Bir başka önemli konu da yalnızlıktır. Yaşlılıkta sosyal izolasyon bazen fiziksel hastalık kadar ciddi sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla belediyelerin, merkezi yönetimin ve sivil toplum kuruluşlarının yalnız sağlık merkezi değil, sosyal ilişki mekânları da oluşturması gerekir.
Soru: Kültürel yaşam neden bu kadar önemli? Öncelik geçim değil mi?
Ali Ümit Kavgacı: Elbette insan önce temel ihtiyaçlarını karşılayabilmelidir.
Ama insan yalnızca biyolojik bir varlık değildir. Bir emekliye “karnını doyurabiliyorsan yeter” demek insana çok dar bir hayat tarif etmektir. Tiyatro, sinema, konser, kitap, seyahat, kurs, spor, üniversite etkinlikleri ve sosyal buluşmalar ileri yaşlarda yaşam kalitesinin temel parçalarıdır. Hatta emeklilik dönemi insanların yıllarca erteledikleri entelektüel ve kültürel faaliyetlere daha fazla zaman ayırabilecekleri bir dönem olabilir. Bu nedenle yerel yönetimlerin yaşlılara yönelik kültür politikalarını sosyal yardım politikaları kadar önemsemesi gerektiğini düşünüyorum.
Soru: Türkiye hızla yaşlanıyor. Buna yeterince hazırlanıyor muyuz?
Ali Ümit Kavgacı: Rakamlar bize ciddi biçimde düşünmemiz gerektiğini söylüyor.
2025 yılında Türkiye’de 65 yaş üzerindeki nüfusun oranı %11,1’e ulaştı. TÜİK projeksiyonlarına göre 2040 yılında bunun yaklaşık %17,9’a çıkması bekleniyor. Yani bugün tartıştığımız emekli sorunları aslında geleceğin çok daha büyük sosyal politika sorununun başlangıcıdır. Kentlerimizi, sağlık sistemimizi, konut politikamızı, ulaşımı ve sosyal güvenlik sistemimizi yaşlanan topluma hazırlamak zorundayız.
Soru: YAŞEM’in bu noktadaki rolünü nasıl tanımlıyorsunuz?
Ali Ümit Kavgacı: Sivil toplumun görevi devlete alternatif olmak değildir.
Devletle toplum arasında bir köprü oluşturmaktır. Yaşlıların ve emeklilerin sorunlarını görünür hale getirmek, bilimsel veriler üretmek, kamu politikalarına öneriler sunmak ve kuşaklararası dayanışmayı güçlendirmek gerekir.
YAŞEM’in yaklaşımında da yaşlıların deneyimlerinin topluma kazandırılması, sosyal ve ekonomik refahın geliştirilmesi ve kuşaklararası dayanışma önemli bir yer tutuyor. Biz yalnız “emekli aylıkları yükselsin” diyen bir yapı değil, nasıl yaşlanmak istiyoruz? Sorusunu topluma sorduran bir sivil toplum anlayışı geliştirmeliyiz.
Soru: Son olarak iktidara, muhalefete ve topluma ne söylemek istersiniz?
Ali Ümit Kavgacı: Emeklilik meselesini seçim dönemlerinde hatırlanan bir oy grubu meselesi olmaktan çıkarmamız gerekiyor. Bugünün çalışanı yarının emeklisidir. Bugünün genci de yarının yaşlısıdır. Dolayısıyla yaşlılara nasıl davrandığımız aslında gelecekte nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizin cevabıdır. Biz kimseden ayrıcalık istemiyoruz. Yıllarca çalışmış insanların hayatlarının son dönemlerini yoksullukla, yalnızlıkla ve değersizlik duygusuyla geçirmemesini istiyoruz. Çünkü sosyal devletin gerçek ölçüsü yalnız ekonomik büyüklüğü değildir. En kırılgan yurttaşına sunduğu hayatın niteliğidir. Bir toplum yaşlılarına yalnız “yaşatabiliyor” mu diye değil; onlara insan onuruna yakışır bir hayat sunabiliyor mu diye değerlendirilmelidir. Bizim meselemiz tam olarak budur.








